Psikolojik kalp çarpıntısı, genellikle stres, anksiyete veya panik atak gibi duygusal durumların tetiklediği, kalp atışlarının hızlandığı ya da düzensizleştiği hissidir. Fiziksel bir kalp hastalığı olmadan da yaşanabilir ve çoğunlukla geçicidir, ancak kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Bu tür çarpıntılarda kalpte ciddi bir yapısal bozukluk saptanmaz, ancak kişi göğsünde titreme, sarsıntı veya ani hızlanma hissi yaşayabilir. Bu durumlar özellikle yoğun duygusal baskı, endişe, korku ya da sosyal stres anlarında ortaya çıkar ve sıklıkla hiperventilasyonla birlikte seyreder.
Psikolojik kalp çarpıntısı genellikle gece uykudan uyanmaya neden olabilir, dinlenme halinde bile hissedilebilir. Eşlik eden belirtiler arasında nefes darlığı, baş dönmesi, terleme, karıncalanma ve ölüm korkusu yer alabilir. Bu belirtiler panik atakla sıklıkla karışır.
Tanı sürecinde, EKG, efor testi ve holter gibi yöntemlerle organik kalp hastalığı dışlanır. Psikolojik kaynaklı çarpıntılarda tedavi yaklaşımı; psikoterapi, stres yönetimi teknikleri, nefes egzersizleri ve gerekirse anksiyolitik ilaçları içerebilir. Destekleyici psikolojik yaklaşım oldukça etkilidir.
Psikolojik Kalp Çarpıntısı Ne Anlama Gelir?
Psikolojik kalp çarpıntısı, tıbbi olarak sıklıkla “anksiyete ile ilişkili çarpıntı” başlığı altında ele alınır. Burada temel mekanizma, stres ve kaygı durumlarında devreye giren otonom sinir sistemidir. Özellikle “savaş ya da kaç” tepkisi sırasında salgılanan adrenalin, kalp atışlarının daha güçlü veya hızlı hissedilmesine yol açabilir.
Bu durum, kalbin tehlikede olduğu anlamına gelmez. Ancak beyin, bedenden gelen sinyalleri tehdit olarak algıladığında, kişi kalp atışlarını normalden çok daha fazla fark eder. Kalp ritmi normal sınırlarda olsa bile algı değiştiği için çarpıntı hissi yoğun yaşanabilir. Bu da “bir şey oluyor” düşüncesini tetikleyerek kaygıyı besleyen bir döngü oluşturur.
Psikolojik Kalp Çarpıntısı Belirtileri Nelerdir?
Psikolojik kaynaklı kalp çarpıntısında belirtiler yalnızca kalple sınırlı kalmaz. Çoğu zaman bedensel ve duygusal belirtiler birlikte görülür. En sık bildirilen belirtiler arasında kalp atışlarının hızlandığını, düzensizleştiğini ya da göğüste güçlü vurduğunu hissetme yer alır.
Buna eşlik eden belirtiler kişiden kişiye değişebilmekle birlikte; nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, boğazda düğümlenme, terleme ve baş dönmesi sık dile getirilir. Bazı kişilerde mide bulantısı, titreme ya da ani sıcak basmaları da görülebilir. Tüm bu belirtiler, kişinin kalp krizi geçirdiği korkusunu yaşamasına neden olabilir.
Duygusal düzeyde ise yoğun endişe, kontrol kaybı hissi ve ölüm korkusu ön plandadır. Özellikle ilk kez yaşandığında, deneyim oldukça sarsıcı olabilir. Bu nedenle kişi, sonrasında kalp atışlarını sürekli kontrol etmeye başlayabilir ve bu da farkındalığı artırarak çarpıntı hissini daha sık yaşamasına yol açabilir.
Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?
Psikolojik kalp çarpıntısı çoğu zaman belirli tetikleyicilerle ilişkilidir. Yoğun stres dönemleri, iş baskısı, sınavlar, kayıp yaşantıları veya uzun süren belirsizlikler bu şikâyeti artırabilir. Aynı zamanda panik atak öyküsü olan bireylerde çarpıntı daha sık rapor edilir.
Uykusuzluk, aşırı kafein tüketimi ve düzensiz yaşam tarzı da bu durumu kolaylaştırabilir. Bazı kişilerde ise belirgin bir neden olmaksızın, dinlenme hâlindeyken ortaya çıkabilir. Bu da “neden şimdi oldu” sorusunu beraberinde getirerek kaygıyı derinleştirebilir.
Psikolojik mi, Fiziksel mi Ayırt Etmek Mümkün mü?
Kalp çarpıntısının psikolojik mi yoksa fiziksel bir nedene mi bağlı olduğunu yalnızca belirtilere bakarak kesin şekilde ayırt etmek her zaman mümkün değildir. Çünkü kalp ritim bozuklukları da benzer yakınmalara yol açabilir. Bu nedenle ilk kez yaşanan, sık tekrarlayan veya şiddetli çarpıntılarda tıbbi değerlendirme önemlidir.
Yapılan kardiyolojik incelemelerde yapısal bir sorun veya ritim bozukluğu saptanmadığında, psikolojik etkenler daha güçlü şekilde düşünülür. Bu noktada kişinin yaşadığı stres düzeyi, kaygı belirtileri ve günlük yaşam koşulları değerlendirilir. Tanı süreci, tek bir testten ziyade bütüncül bir yaklaşım gerektirir.
Günlük Yaşamı Nasıl Etkiler?
Psikolojik kalp çarpıntısı yaşayan kişiler zamanla belirli durumlardan kaçınmaya başlayabilir. Kalabalık ortamlar, yalnız kalma, spor yapma ya da merdiven çıkma gibi aktiviteler “çarpıntı tetiklenir” endişesiyle sınırlandırılabilir. Bu durum yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürebilir.
Bazı hastalar sürekli nabız kontrol etme, kalp atışlarını dinleme veya internette belirtilerini araştırma eğilimine girebilir. Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygıyı artırabilir. Kişi, bedensel sinyallerine karşı aşırı hassas hâle gelir ve normal değişimleri bile tehdit olarak algılayabilir.
Ne Zaman Uzman Değerlendirmesi Gerekir?
Kalp çarpıntısı her ne kadar psikolojik kökenli olsa da, her çarpıntının bu şekilde kabul edilmesi doğru değildir. Göğüs ağrısı, bayılma, ciddi nefes darlığı veya çarpıntının eforla artması gibi belirtiler varsa mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca daha önce kalp hastalığı öyküsü olan kişilerde bu şikâyetler daha dikkatli ele alınır.
Kardiyolojik açıdan sorun saptanmayan ancak çarpıntı nedeniyle yaşamı olumsuz etkilenen bireylerde, ruh sağlığı alanında destek gündeme gelebilir. Bu süreç kişiye özeldir ve tek bir yaklaşım herkes için uygun değildir. Amaç, hem bedensel hem de duygusal yükü birlikte ele almaktır.
Psikolojik Kalp Çarpıntısıyla Yaşayan Kişiler Ne Hisseder?
Bu durumu yaşayan birçok kişi “bedenim bana oyun oynuyor” hissini dile getirir. Kalbin kontrol dışı çalıştığı düşüncesi, güvensizlik ve çaresizlik duygularını tetikleyebilir. Çoğu hasta, “bir şeyim yok deniyor ama ben bunu gerçekten hissediyorum” şeklinde bir ikilem yaşar.
Bu noktada yaşanan deneyimin gerçek olduğu, ancak her zaman tehlikeli olmadığı bilgisinin doğru şekilde aktarılması önemlidir. Kişinin kendini anlaşılmış hissetmesi, sürecin en kritik adımlarından biridir. Çünkü psikolojik kalp çarpıntısı yalnızca bir belirti değil, aynı zamanda kişinin stresle baş etme biçimiyle yakından ilişkilidir.
Psikolojik kalp çarpıntısı, kalp sağlığı ile ruhsal durum arasındaki güçlü bağı gösteren önemli bir örnektir. Şikâyetin ciddiye alınması, ancak aceleci sonuçlardan kaçınılması gerekir. Her bireyin deneyimi farklıdır ve değerlendirme süreci mutlaka kişiye özel ele alınmalıdır.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, 25 yılı aşkın deneyime sahip bir Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanıdır. Türkiye’de kapalı kalp ve atan kalpte bypass ameliyatlarının öncülerindendir. Bugüne kadar binlerce başarılı ameliyat gerçekleştirmiş, ulusal ve uluslararası dergilerde 100’den fazla bilimsel makale yayımlamıştır.
