Aortit (iltihaplı aort hastalığı), kalpten çıkarak tüm organlara temiz kan taşıyan en büyük atardamarımız aortun duvar katmanlarında meydana gelen ciddi bir iltihaplanma durumudur. Sağlıklı bir dolaşım sistemi için kusursuz bir esnekliğe ve basınca karşı yüksek dayanıklılığa sahip olması gereken bu devasa kan otoyolu, hücresel düzeyde başlayan inflamasyon süreciyle birlikte yapısal gücünü yitirmeye başlar. Damar dokusunun kalitesini doğrudan bozan bu tablo sıradan bir damar sertliğinden ziyade dokunun kendi taşıyıcı direncini kaybettiği kritik bir kardiyovasküler sorundur. Kalp ve damar sağlığını temelden sarsan aort iltihabı, damar mimarisini hücresel boyutta tahrip ederek genel kan dolaşım dinamiğini tehlikeye atan hayati bir sağlık problemidir.
Aortit Hastalığında Aort Damarının Yapısı Neden ve Nasıl Bozulur?
Aort damarının kan basıncına yıllarca, her saniye dayanabilmesinin sırrı, sahip olduğu çok katmanlı ve mükemmel tasarlanmış duvar yapısında gizlidir. Damarın en iç kısmında, kanın pürüzsüz bir şekilde akmasını sağlayan kaygan bir tabaka bulunur. Orta kısımda ise damara o meşhur esnekliğini veren kalın bir kas ve elastik lif tabakası yer alır. En dışta da damarı bir kılıf gibi saran ve damarın kendi kendini beslemesini sağlayan kılcal damar ağı bulunur.
Aortit dediğimiz iltihaplanma süreci başladığında, sorun genellikle damarın o en dışındaki besleyici kılcal damarların çevresinde filizlenir. İltihap, yavaş yavaş damarın o esnek orta tabakasına doğru ilerler. Bu durumu çok sağlam bir binanın taşıyıcı kolonlarının içindeki demirlerin zamanla paslanıp erimesine benzetebiliriz. Orta tabakadaki esnek lifler erimeye ve parçalanmaya başladığında, damar duvarı dayanıklılığını kaybeder. İçeriden sürekli vuran yüksek kan basıncı, bu zayıflamış duvarı dışa doğru itmeye başlar. Zayıflamış bir araba lastiğinin basınç altında balon yapması gibi, damar duvarında da anevrizma adını verdiğimiz tehlikeli genişlemeler meydana gelir. Kimi zaman da vücut bu iltihabı iyileştirmeye çalışırken o bölgede aşırı bir yara dokusu oluşturur ve damar duvarı içe doğru kalınlaşarak kan yolunu tamamen kapatabilir.
Aortit (İltihaplı Aort Hastalığı) Temelde Hangi Sebeplerle Ortaya Çıkar?
Aort damarındaki bu yıkıcı iltihaplanmanın arkasında yatan sebepler, hastalığın nasıl tedavi edileceğini belirleyen en temel unsurlardır. İltihabın kaynağı çok çeşitli olabilir.
Aortit nedenleri şunlardır:
- Bakteriler
- Mantarlar
- Tüberküloz
- Frengi
- Takayasu arteriti
- Dev hücreli arterit
- Behçet hastalığı
Bu sebepleri temel olarak iki büyük gruba ayırmak mümkündür. Birinci grupta enfeksiyon kaynaklı nedenler yer alır. Vücudun başka bir yerindeki agresif bir bakteri veya mantar türü, kan dolaşımına karışarak doğrudan aort duvarına yerleşir ve oradaki dokuyu adeta yiyerek çürütmeye başlar.
İkinci ve çok daha sık karşılaşılan grup ise enfeksiyon dışı, yani otoimmün nedenlerdir. Otoimmün mekanizma, vücudun kendi savunma sisteminin kafasının karışması durumudur. Normal şartlarda bizi dışarıdan gelen virüslere ve bakterilere karşı korumakla görevli olan bağışıklık sistemi askerleri, bilinmeyen bir sebeple kendi aort damarı hücrelerini yabancı ve tehlikeli bir madde olarak algılar. Bu yanlış algı sonucunda kendi damarımıza karşı amansız bir savaş başlatırlar ve damar duvarı bu dost ateşi altında ağır hasar görür.
Takayasu Arteriti Aortit Kapsamında Nasıl İlerler ve Nabız Neden Kaybolur?
Takayasu arteriti, damar iltihapları arasında oldukça özel bir yere sahip olan çoğunlukla kırk yaşından genç kadınlarda ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Bu hastalık aortu ve aorttan ayrılarak beyne, kollara giden o ilk büyük dalları hedef alır. Tıp dünyasında bu rahatsızlığa “nabızsızlık hastalığı” denmesinin çok pratik bir sebebi vardır.
Hastalık ilk başladığında hastalar sadece hafif bir grip geçiriyormuş gibi hissederler. Sürekli bir yorgunluk, hafif ateş ve eklem ağrıları olur. Ancak hastalık ikinci aşamaya geçtiğinde iltihap damar duvarlarında alevlenir ve boyun, sırt gibi bölgelerde doğrudan damar kaynaklı ağrılar hissedilmeye başlanır.
Üçüncü ve en belirgin aşamada ise, iltihaplı damar duvarı iyileşme çabasıyla aşırı derecede kalınlaşır. Bu kalınlaşma damarın içindeki o geniş otoyolu daracık bir patikaya çevirir. Kollara giden damarlar o kadar daralır ki kan buradan geçemez hale gelir. Kanın geçemediği bir koldan nabız almak da elbette imkansızlaşır. Bir hastanın kolundan nabız alınamaması, o bölgeye yeterli oksijen ve besin gidemediğinin en somut göstergesidir. Beyne veya böbreklere giden damarlarda da benzer tıkanıklıklar yaşanması, çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirir.
Behçet Hastalığında Görülen Aortit Neden Cerrahi Bir Zorluk Yaratır?
Behçet hastalığı, ülkemizin de tam kalbinde yer aldığı tarihi İpek Yolu coğrafyasında oldukça sık görülen, vücuttaki tüm damarları etkileyebilen sistemik bir rahatsızlıktır. Bu hastalığın aort damarını tutması, damarın belirli bir bölgesinin zayıflayarak aniden kese şeklinde dışarı doğru balonlaşmasına yol açar. Ancak Behçet hastalığını cerrahi açıdan bu kadar zorlayıcı kılan şey, basit bir balonlaşma değildir.
Bu hastalıkta “paterji” adı verilen son derece riskli bir reaksiyon türü mevcuttur. Paterji, vücudun herhangi bir travmaya, iğne batmasına veya cerrahi bir kesiye karşı olağandışı ve aşırı şiddetli bir iltihap yanıtı vermesidir. Yani genişlemiş bir damarı tedavi etmek için hastalıklı bölgeyi çıkarıp yerine suni bir damar dikildiğinde, vücut o dikiş iplerinin damara girdiği delikleri bile birer düşman saldırısı olarak algılar. Dikiş hatlarında devasa bir iltihap başlatır. Bu iltihap, dikişlerin tutmamasına, o bölgelerden yeni kan sızıntılarının başlamasına ve yeni balonlaşmaların oluşmasına neden olur. Bu yüzden ameliyatın sadece mekanik bir tamir olmadığı, aynı zamanda vücudun bu aşırı reaksiyonunu bastırmayı gerektiren stratejik bir savaş olduğu unutulmamalıdır.
Enfeksiyona Bağlı Gelişen Mikotik Aortit Neden Çok Acil Bir Durumdur?
Mikotik aortit, mikrop, bakteri veya mantarların doğrudan aort damarı duvarına yerleşmesiyle ortaya çıkan iltihaplanma türüdür. İsmi genellikle mantar enfeksiyonlarını çağrıştırsa da çoğu zaman oldukça saldırgan bakterilerin eseridir.
Bu durum gerçek anlamda saniyelerle yarışılan bir sağlık krizidir. Vücudun kendi bağışıklık sisteminin yarattığı iltihaplar aylar veya yıllar içinde damarı bozarken, mikotik aortitteki mikroorganizmalar damar duvarını günler, bazen saatler içinde eritip yok edebilirler. Damar duvarı hızla çürür, incelir ve adeta kağıt gibi yırtılgan bir hale gelir. İçi yüksek basınçlı kanla dolu olan bu çürümüş dokunun her an patlama ve hayati bir iç kanamaya yol açma riski vardır. Bu tablodaki bir hastanın kaybedilecek tek bir dakikası bile yoktur, hızla agresif bir antibiyotik tedavisine ve ardından acil cerrahi temizliğe alınması şarttır.
Aortit (İltihaplı Aort Hastalığı) Başlangıcında Vücutta Hangi Belirtiler Görülür?
Hastalığın sinsi yapısı, ilk başta ortaya çıkan şikayetlerin çok sıradan ve pek çok başka hastalıkla karıştırılabilir olmasından kaynaklanır. Hastalar genellikle “kendimi hiç iyi hissetmiyorum” diyerek hastaneye başvururlar. İltihap damarı daralttıkça veya genişlettikçe şikayetler çok daha belirgin ve spesifik bir hale bürünür.
Sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Ateş
- Kilo kaybı
- Yorgunluk
- Gece terlemesi
- Sırt ağrısı
- Göğüs ağrısı
- Karın ağrısı
- Kol uyuşması
- Bacak ağrısı
- Tansiyon farkı
- Baş dönmesi
- Görme bozukluğu
Bu belirtilerin ortaya çıkış şekli oldukça aydınlatıcıdır. Ateş, terleme ve yorgunluk gibi durumlar vücutta genel bir iltihap yangınının devam ettiğini gösterir. Ancak sırt, göğüs veya karın bölgesinde derinden gelen, sürekli ve künt bir ağrı hissedilmesi, damarın mekanik olarak gerilmeye, genişlemeye veya zorlanmaya başladığının işaretidir. Kollar arasında ölçülen tansiyonlarda ciddi farklılıklar olması veya kolda çabuk yorulma hissi, damar içindeki kan yolunun daraldığını kanıtlar. Beyne giden damarlardaki etkilenme ise kendini baş dönmesi veya geçici görme sorunları ile belli eder.
Aortit Teşhisini Kesinleştirmek İçin Hangi Modern Yöntemler Kullanılır?
Hastanın anlattığı şikayetler ve muayene sırasındaki bulgular şüpheleri aortite yönelttiğinde, damarın içinin ve duvar yapısının çok net bir şekilde görülmesi gerekir. Sadece kan testleri iltihabın varlığını kanıtlayabilir ancak damarın ne durumda olduğunu göstermez. Bu noktada ileri radyolojik görüntüleme teknolojileri devreye girer.
Kullanılan başlıca teşhis araçları şunlardır:
- Kan testleri
- Bilgisayarlı Tomografi
- Manyetik Rezonans
- PET görüntüleme
- Ultrasonografi
- Anjiyografi
Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi, damar duvarındaki kalınlaşmayı, damar çapındaki genişlemeyi milimetrik olarak gösteren mükemmel bir haritadır. Manyetik Rezonans, radyasyon içermediği için özellikle genç hastaların takiplerinde çok değerlidir ve damar duvarındaki ödemi çok net yakalar. PET görüntüleme ise günümüzde tam bir devrim niteliğindedir. Bu cihaz, damarın şekli henüz hiç bozulmamışken bile, damar duvarındaki hücresel iltihap aktivitesini bir ısı haritası gibi renkli olarak gösterebilir. Böylece hastalığı henüz damara zarar vermeden çok erken evrede yakalamak mümkün hale gelir.
Aortit Tedavisinde İlaçlar Neden Cerrahi Ameliyat Kadar Önemli Bir Yer Tutar?
Aortit tedavisinde ilaçların rolü sadece ağrı kesmek veya hastayı rahatlatmak değildir. İlaçlar, yapılacak olan cerrahi müdahalenin başarılı olup olmayacağını doğrudan belirleyen en kritik hazırlık aşamasıdır. Damarın aktif olarak iltihaplı olduğu bir dönemde ameliyat yapmak, alev alev yanan bir binaya girip içeride tadilat yapmaya çalışmaya benzer. İltihaplı doku ödemlidir, kızarıktır, son derece kırılgandır ve atılan hiçbir cerrahi dikişi üzerinde tutmaz. İpler dokuyu peynir gibi keser ve felaketle sonuçlanabilecek kanamalar başlar.
Bu yangını söndürmek için tedavi sürecinde yoğun bir ilaç protokolü uygulanır.
Kullanılan temel ilaç grupları şunlardır:
- Kortizonlar
- Bağışıklık baskılayıcılar
- Biyolojik ajanlar
- Antibiyotikler
- Tansiyon ilaçları
- Kan sulandırıcılar
Yüksek doz kortizon tedavisi, bağışıklık sisteminin damara yaptığı saldırıyı hızla durdurur. Damar duvarındaki ödem geriler, doku normal rengine ve sıkılığına kavuşur. Uzun vadede ise hastalığı uykuda tutmak için bağışıklık sistemini dengeleyen özel ilaçlar kullanılır. İlaç tedavisiyle kan değerleri normale dönüp yangın tamamen söndürüldüğünde, cerrahi ekip çok daha sağlam ve güvenli bir doku üzerinde çalışma imkanı bulur.
Aortit Hastalarında Cerrahi Ameliyat Kararı Hangi Durumlarda Alınır?
İlaçlarla iltihabı durdurmak hastalığın ilerlemesini engeller, ancak daha önceden damarda oluşmuş olan fiziksel yıkımı geriye çeviremez. Genişleyerek bir balon haline gelmiş aort damarı kendi kendine küçülmez. Tamamen tıkanmış ve taşlaşmış bir damar yolu ilaçlarla yeniden açılmaz. İşte dokudaki bu kalıcı hasarların düzeltilmesi için cerrahi müdahale devreye girer.
Ameliyat gerektiren kritik durumlar şunlardır:
- Büyük anevrizmalar
- Hızlı damar genişlemesi
- Organ tıkanıklıkları
- Dirençli hipertansiyon
- Kalp kapağı bozulması
- Mikotik anevrizmalar
- Damar yırtılmaları
Özellikle kalpten çıkan ilk bölgedeki damar çapının tehlikeli boyutlara ulaşması veya hızlı bir büyüme eğilimine girmesi, damarın her an patlayabileceği anlamına gelir ve ameliyatı zorunlu kılar. Böbrek damarlarının tıkanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ve hiçbir ilaçla düşürülemeyen şiddetli yüksek tansiyon, böbreklerin iflas etmesini önlemek için acil müdahale gerektirir. Bazen de damardaki genişleme kalbin kendi kapağının yapısını bozar ve kalp kanı geri kaçırmaya başlar. Kalp kasının yorulup pes etmemesi için bu kapağın ve damarın tamiri şarttır.
Aortit Ameliyatlarında Hangi Özel Cerrahi Yöntemler Kullanılır?
Cerrahi ekip için aortitli bir doku üzerinde çalışmak, sıradan bir damar tıkanıklığı ameliyatından çok daha farklı teknikler ve ince bir işçilik gerektirir. Sorunun damarın hangi bölgesinde olduğuna ve hastanın genel durumuna göre oldukça farklı stratejiler uygulanır.
Uygulanan başlıca cerrahi teknikler şunlardır:
- Kapak koruyucu ameliyat
- Kompozit kapak değişimi
- Aort arkı replasmanı
- Damar bypass işlemleri
- Ekstra anatomik bypass
- Kapalı stent uygulamaları
- Enfekte doku temizliği
Kalpten çıkan ilk damar bölümü hastalandığında, eğer hastanın kendi kalp kapağı sağlamsa, bu kapak yerinde bırakılarak sadece etrafındaki genişlemiş hastalıklı damar dokusu çıkarılır ve yerine suni bir damar dikilir. Bu yöntem özellikle genç yaştaki hastaların ömür boyu kan sulandırıcı ilaç kullanma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için çok kıymetlidir. Kalp kapağının da tamamen bozulduğu durumlarda ise, hem kapak hem de damar tek parça bir suni materyalle değiştirilir.
Eğer sorun damarın tıkanmasıysa, bozulan yola hiç dokunulmaz. Tıpkı trafiğin felç olduğu bir yola alternatif bir köprü inşa etmek gibi, sağlam bir bölgeden alınan kan, suni bir damar vasıtasıyla tıkanıklığın ötesindeki sağlam dokuya yönlendirilir. Enfeksiyon kaynaklı vakalarda ise temel prensip, çürümüş olan tüm dokuyu çok agresif bir şekilde temizlemek ve o bölgeye enfeksiyona dirençli özel biyolojik damarlar yerleştirmektir.
Aortit Ameliyatı Sonrası Hastane Süreci ve İyileşme Nasıl İlerler?
Başarılı geçen bir ameliyat, aortit tedavisinin sadece çok önemli bir dönüm noktasıdır; sürecin sonu değildir. Yeni dikilen damarların veya açılan yolların güvenle kaynaması, vücudun bu büyük değişime adapte olması için çok titiz bir erken iyileşme dönemi gerekir.
Dikkat edilmesi gereken adımlar şunlardır:
- Yoğun bakım takibi
- Tansiyon kontrolü
- Solunum egzersizleri
- Yara yeri bakımı
- Erken hareketlendirme
- İlaç uyumu
- Beslenme düzeni
Ameliyattan hemen sonraki ilk günler yoğun bakım ünitesinde geçer. Burada en çok dikkat edilen konu hastanın tansiyonudur. Yeni atılan cerrahi dikişlerin üzerine ani ve yüksek bir basınç binmemesi için tansiyon değerleri çok sıkı bir şekilde oldukça düşük seviyelerde tutulur. Solunum egzersizleri akciğerlerin hızla toparlanmasını sağlarken, hastanın olabildiğince erken ayağa kaldırılıp yürütülmesi dolaşım sisteminin normale dönmesini hızlandırır. Hastane odasındaki birkaç günlük sürecin ardından yara yeri sorunsuz iyileşen ve kan değerleri dengelenen hastalar evlerine uğurlanır.
Aortit Tedavisi Sonrası Günlük Yaşamda Nelere Dikkat Edilmelidir?
Aortit hastaları ameliyat olup taburcu olduklarında, eski sağlıklarına büyük oranda kavuşmuş olurlar. Ancak hastalığın doğası gereği bağışıklık sistemi hafızası varlığını koruduğu için, yaşam boyu sürecek bir sağlık disiplini edinmek mecburidir. Cerrahi ekip ve hastanın ömür boyu sürecek bir takım arkadaşlığı başlar.
Uzun vadeli takip süreçleri şunlardır:
- Düzenli kan testleri
- Yıllık radyolojik görüntüleme
- Diş hekimi kontrolleri
- Enfeksiyonlardan korunma
- Düzenli egzersiz
- Stres yönetimi
- İlaçların aksatılmaması
Ameliyattan sonraki ilk yıl oldukça hassastır. Belirli aylarda kan testleri yapılarak vücutta sinsi bir iltihap uyanışı olup olmadığı kontrol edilir. Yıllık çekilen filmlerle takılan suni damarların durumu gözden geçirilir. Bu hastalar için vücuda girecek en ufak bir bakteri bile büyük tehlikedir, çünkü bakteriler gidip suni damarların üzerine yerleşmeyi çok severler. Bu nedenle basit bir diş çekimi veya ufak bir idrar yolu enfeksiyonu bile asla hafife alınmamalı, hemen agresif bir şekilde tedavi edilmelidir. Ağız ve diş sağlığına gösterilecek aşırı özen, bu hastalar için hayati bir koruma kalkanıdır.

Prof. Dr. Yavuz Beşoğul, 25 yılı aşkın deneyime sahip bir Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanıdır. Türkiye’de kapalı kalp ve atan kalpte bypass ameliyatlarının öncülerindendir. Bugüne kadar binlerce başarılı ameliyat gerçekleştirmiş, ulusal ve uluslararası dergilerde 100’den fazla bilimsel makale yayımlamıştır.
